oyunun çocuk gelişimine etkisi

OYUNUN ÇOCUĞUN GELİŞİMİNE ETKİSİ*

Oyunun Tanımı ve Önemi
Oyunun Doğuşu ve Tarihçesi
Oyun Teorileri
Oyunun Evreleri
Çocuğun Gelişim Alanlarına Göre Oyunun Etkisi
Oyun Gelişimini Etkileyen Faktörler


OYUNUN TANIMI

Belli bir amaca yönelik olan veya olmayan, kurallı veya kuralsız gerçekleştirilen, fakat her durumda çocuğun isteyerek ve hoşlanarak yer aldığı en etkin öğrenme sürecidir. Fiziksel, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişimin temeli olan, gerçek hayatın bir parçasıdır. Oyun sırasında çocuk, kendi çevresi ile uzlaşmayı, paylaşmayı, sosyal yaşama uyum sağlamayı öğrenir. Aynı zamanda oyun, kazanılan olumlu özelliklerin pekiştirildiği, geliştirildiği bir ortamdır.
Piaget’e göre oyun bir uyumdur. Oyunlar, çocukların kendi seçtikleri ya da gruptaki bazı öğrencilerin seçtikleri ve kendilerine göre sağlam kuralları olan eylemlerdir.
Montaigne oyunu, çocukların en gerçek uğraşıları olarak tanımlamıştır.
Montessori de oyunu çocuğun işi olarak nitelendirmiştir.

Oyun yolu ile çocuk;

• Düşünmeyi ve kendi başına karar vermeyi öğrenir,
• Sorumluluk almayı, işbirliği yapmayı ve paylaşmayı öğrenir,
• Hayal gücünü, becerilerini ve yaratıcılığını geliştirir,
• Dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini organize etmeyi öğrenir,
• Kendini tanımayı öğrenir,
• En güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan, saldırganlık dürtüsünü boşaltma olanağı bulur,
• Değişik sosyal rolleri deneme, duygularını dışa vurma olanağını bulur ve başka nesneler ya da insanlarla ilişkilerini inceler,
• Kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir,
• Çevresini araştırma, objeleri tanıma ve problem çözme imkânı sağlar,
• Kendisini ifade etmeyi, sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı öğrenir, yeni sözcükler kazanır,
• Çocuk toplu yaşam için gerekli olan kuralları öğrenir.


OYUNUN DOĞUŞU VE TARİHÇESİ

Ulusların tarihinde oyunun ilk belirtisi müzikle birlikte görülür. İnsanlar kendini müziğin ritmine bırakır, hiçbir kurala uymadan dans ederlerdi. Müziğin ahengine uyan insan toplulukları bazen coşar, dans eder, sallanır, böylece kendilerini tanrılarına yakın görürlerdi. Ülkeden ülkeye ulustan ulusa çocuk oyunlarında ayrıcalıklar görülebilir. Bununla birlikte dünyanın hemen her yöresinde çocuk oyunlarının ortak yönleri ve özellikleri de vardır. Eski uygarlıklarda ve yakın geçmişte oynanan çocuk oyunlarının birçoğu gelişmiş toplumlarda giderek önemini ve geçerliliğini yitirmiş, yerini günümüzün araç ve gereçlerinden esinlenen oyunlar ve oyuncaklar almıştır. İnsanoğlunun bilinen en eski oyun araçlarından biri taşlardır, en eski oyunlardan biri de ülkemizde “beş taş” adıyla bilinen oyundur. Milattan önce ve sonraki birkaç yüzyıldan gelen birçok oyun ve oyuncak bulunmuştur. Eski Mısırdaki duvar resimlerinde oyun tahtası üzerinde oynanan oyunlar, sıçrama oyunları görülmektedir. Tüm dünyada en eski oyun araçlarından bir diğeri top, en eski oyunlar ise top oyunlarıdır. Eski Mısır’da açılan mezarlarda deriden yapılmış, kepekle doldurulmuş toplar bulunmuştur.

OYUN TEORİLERİ

Oyunun etkilerini ve nedenlerini inceleyen teoriler, klasik ve dinamik teoriler olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.

I. Klasik Oyun Teorileri
Bu gruptaki teoriler oyunun içeriğini ve amacını anlamaya yönelik teorilerdir.

1. Fazla Enerjiyi Harcama Teorisi:Bu kuramın temsilcileri Schiller (1875) ve Spencer (1878)’dır. Bu teoriye göre oyun, organizmada bulunan fazla enerjinin amaçsız etkinlikler olarak oyun yoluyla harcanmasıdır. Çocuk fazla enerjisini harcamak için oyun oynar. Bu kuramın açıklayamadığı bazı noktalar vardır. Çocukların çok hasta oldukları zaman da oyun oynamalarını, herhangi bir oyunun bazı özel şekiller almasını ve ilginin neden bir dönemden başka bir döneme geçildiği zaman değişikliğe uğradığını kesin olarak açıklayamamaktadırlar.
2. Dinlenme Teorisi: Bu kuramın savunucularından olan Lazarus (1883) ve Patrick (1916) oyunun; fazla enerji tüketiminin aksine, harcanan enerjiyi kazanmak yani enerji açığını kapatmak amacıyla oynandığını savunurlar. Oyunu, yorucu bir çalışma döneminden sonra organizmanın belirli bir dinlenme etkinliğine gereksinimi olduğunu ve oyunun fazla enerji teorisinin tam tersine enerji artırmak amacıyla oynanıldığını söylemişlerdir. Fakat teori de çocukların oyunlarını açıklamak için yetersiz kalmıştır.
3. Yetişkinlik Yaşamına Hazırlık: Bu kuramın temsilcisi olan Gross (1898)’a göre oyun, çocuğun ileriki yaşamında kendisine yardımcı olacak ve onu hayata hazırlayacak doğal yeteneklerin ortaya çıkmasıdır. Bu teoriye göre oyun içgüdüseldir ve çocuk gelecekte sahip olacağı davranışlarını önceden içgüdüsel olarak oyun şeklinde dener. Yani yaşama hazırlık kalıtsal bir özellik olma niteliğindedir. Çocuk oyunla gelecekteki yaşamına hazırlık olarak çok şey öğrense de, bu doğal içgüdüsel bir hazırlanma sayılmaz. Çünkü çocuk sadece öğrenmek amacıyla oyun oynamamaktadır.
4. Tekrarlama Teorisi: Bu kuramın temsilcisi olan G. Stanley Hall (1906)’a göre oyundaki her hareket kalıtımsal bir temele dayanmaktadır ve birey yaşamı boyunca kendinden önceki soyunun geçirmiş olduğu aynı gelişmeyi geçirecektir. Bu teoriye göre oyun, kalıtım yoluyla gelen ilkel ve gereksiz davranışların organizma tarafından terk edilmesi ve kişinin çalışmaya hazırlanmasıdır. Bu teori sonradan kazanılmış özelliklerin kalıtımla geçebileceğine inanmaktadır ve çocuk oyunlarındaki yenilikleri ve gelişmeleri açıklamada yetersizdir.
5. İçgüdü Teorisi: Bu teoriye göre oyun, içgüdülerin gelişip olgunlaşmasına yönelmiş hareket ve faaliyetlerdir. İçgüdülere verilen önem azalınca bu alandaki teorilerin de değerleri azalmıştır. İçgüdü teorisi, oyunun çeşitli yönlerini açıklayamamaktadır.






II. Dinamik Oyun Teorileri

Dinamik oyun teorileri, klasik teorilerden farklı olarak çocuğun oyunu niçin oynadığını araştırmayıp, oyunun içeriğini anlamaya çalışır.

1. Psikoanalitik oyun teorileri: Oyunun psikoanalitik teorisi, ilk olarak taklit edilen davranışları ve hayal gücünü göz önünde bulunduran Freud tarafından ortaya atılmıştır. Psikoanalitik kurama göre oyun, hoş deneyimlerin tekrarlandığı ve bu şekilde çocuğun olayları kontrol etmesinin sağlandığı bir etkinlik olarak açıklanmıştır. Freud’a göre, çocukların oyunları rasgele ya da şans eseri oluşmayıp, farkında olduğu veya olmadığı duyguları belirmektedir. Denetimden uzak olan oyunda çocuğun duyguları, hayalleri ve fantezileri de ortaya çıkmaktadır. Ayrıca oyun, gerçeğin baskısından, geriliminden ve çatışmalarından, çocuğun geçici olarak uzaklaşmasını, ferahlamasını ve güç kazanmasını sağlamaktadır. Freud ve onu izleyen psikoanalitik kuramcılar, oyunu çocuğu tanımada değerli bir araç olarak görmüşler ve çocuğun ruhsal uyumsuzluklarının tedavisinde etkili bir yöntem olarak kullanmışlardır. Çünkü çocuk oyununda; sevgi, nefret, kızgınlık gibi duygularını başkalarına veya nesnelere yansıtabilir. Çocuğun gerginlik, heyecan ve çelişkilerini oyun anında sürekli olarak tekrarlaması, bu heyecan gerginlik ve çelişkilerinin azalmasına neden olabilir. Erikson ise oyunu, Freud’dan farklı olarak yalnız psikoanalitik değil, aynı zamanda da fiziksel ve kültürel bir olgu şeklinde açıklamıştır.

2. Piaget’in Oyun Teorisi: Diğer kuramcılardan farklı olarak Piaget oyunu, olgunlaşma sürecinin ve bilişsel gelişimin temel unsuru olarak değerlendirmiştir. Piaget, uyum ve özümlemenin zihinsel gelişimde aynı derecede gerekli olduğuna ve oyunun zihinsel gelişime yardımcı olduğuna inanır. Özümleme (Assimilasyon), organizmanın mevcut yapısı ve mekanizmalarıyla yeni durumları ve problemleri karşılayabilme yeteneğidir. Yani özümleme, kendine benzetme olayıdır. Uyma(Accomodasyon) ise, organizmanın yeni durumları karşılayabilmesi için yapısındaki değişme sürecidir. Bir başka deyişle organizmanın kendini uydurma, uygunluk sağlama çabasıdır. Piaget’in oyunu, insan davranışlarında daima var olan ve çocuğun zihinsel gelişimini destekleyen önemli bir unsur olarak belirtmiş ve oyunu zihinsel gelişimde olduğu gibi çeşitli dönemlere ayırmıştır. Bu dönemler şunlardır: -a- Alıştırmalı Oyun b- Sembolik Oyun c- Kurallı Oyun

OYUNUN EVRELERİ


Piaget’e göre oyunun evreleri;

a- Alıştırmalı Oyun (İşlevsel oyun- Duyu motor dönem): 0-2 yaş döneminde çocuklar bedenlerini ve çevrelerini öğrenme ve tanıma aşamasındadırlar. Bu dönemde bakma, emme, ellerini açıp kapama gibi temel motor becerilerin tekrarlanması çocuğun doyum sağlamasına ve bu hareketleri yinelemesine sebep olur ve bu hareketler çocuk için oyuna dönüşebilir. Piaget’in bu dönemde işlevsel oyun olarak tanımladığı oyun, çocuğun bedenini, nesneleri ve bunların fonksiyonlarını öğrenerek tekrarlaması ve bunu oyun haline getirmesidir. Bu dönemde, çocuk çevresindeki objeleri idare etmeyi ve bedenini yönetmeyi öğrenir ve daha sonra da bu hareketleri tekrarlayarak oyun oynar. Kaşığı bir yere vurduğunda ses çıkardığını duyan çocuk, bu sesi tekrar duymak için kaşığı çeşitli eşyalara vurabilir ve çıkardığı sesleri tekrarlayarak ses oyunları yapabilir.
b- Sembolik Oyun (Taklit simgesel oyun ): 2-12 yaşlar arasını kapsayan bu dönemde çocuk, çevresinde yaşadığı olayları, kişileri, nesneleri ve hayvanları taklit etmeye başlar. Çocuk, oyunda gerçek model olmaksızın bir kaptan yalancıktan su içebilir veya at gibi davranabilir. Bu aşamanın başlangıcında çocuk, oyununda banyo yapmak, giyinmek, yemek yemek, oynamak gibi insan yaşamı için önemli olayları yaşamaya başlar. Bu olayları taklit ederken, onun olayları anlayışı, algılayışı farklılaşır, gelişir ve tamamlanabilir. Bu dönemin sonuna doğru, çocuğun oyunu gerçeğe daha uygun olmakta ve işbölümüne daha fazla dayanmaktadır. 7-8 yaşlarından sonra ise, oyunun gerçeklere uygun oynanması, onun kurallarının ve amaçlarının daha önceden detaylı olarak belirlenmesine sebep olmaktadır.
c- Kurallı Oyun: Piaget’e göre bu oyun şekli 12 yaşından sonra yani somut işlemler aşamasından sonra ortaya çıkmaktadır. Çocuk oyunda artık daha mantıklı, daha sosyaldir ve zihninde gerçekler daha da kesinleşmiştir. Ayrıca egosantrizm ve fantezi (hayal-imge) oyunlar azalmış ve oyun belirli kurallara bağlanmıştır. Bu dönemde genellikle, kesin ve bazen de karmaşık kuralları olan oyunlar oynanır. Örneğin; saklambaç, sek sek oyunu veya organize spor oyunları gibi beceri oyunları ve satranç, dama gibi zekâ oyunları bu dönemin en popüler oyunları arasındadır. Bu dönemin çocuk oyunları, beceri, zekâ ve hepsinden de öte kural bilgisi gerektirmektedir. Bu oyunlara “yapısal oyunlar” da denilir ve oyunun temel kurallarını bilmeyen veya uymayan çocuklar ya cezalandırılır ya da bir daha oyuna kabul edilmezler.

ÇOCUĞUN GELİŞİM ALANLARINA GÖRE OYUNUN ETKİSİ

Çocuklar için yaşamsal öğrenme aracı olan oyun, çocuğun fiziksel, psikomotor, duygusal, sosyal, zihinsel ve dil gelişimi açısından çok büyük öneme sahiptir.

1. Çocuğun Fiziksel Gelişiminde Oyunun Etkileri: Büyüme, çocuğun boy uzunluğu ve vücut ağırlığı yönünden ölçülebilen artışı, gelişme ise; büyüyen bir organizmanın dokularının yapısında ve biyokimyasal bileşiminde oluşan değişiklikler sonucu olgunlaşması ve biyolojik fonksiyonlarının farklılaşması şeklinde tanımlanabilir. Gelişme kavramı düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi kapsamaktadır. Oyun sırasında çocuğun bazı hareketleri sürekli olarak tekrarlaması onun doğal olarak kas gelişimini hızlandıracaktır. Örneğin; bisiklete binme, hayvan yürüyüş taklitleri, tırmanma ve ip atlama gibi oyunların sürekli olarak tekrarlanması çocuğun kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir. Ayrıca koşma, atlama, sıçrama, tırmanma, sürünme gibi fizik güç gerektiren oyunlar da çocuğun solunum, dolaşım, sindirim ve boşaltım gibi sistemlerinin düzenli çalışmasını sağlamaktadır. Bu sayede de oksijen alımı artmakta, kan dolaşımı ve dokulara besin taşınması hızlanmaktadır. Bu tür hareketli oyunlar, ayrıca çocuğun çevresini tanımasına ve keşfetmesine de fırsat sağlamaktadır.
2. Çocuğun Psiko-Motor Gelişiminde Oyunun Etkileri: Psiko-motor gelişim, fiziksel büyüme ve gelişme ile birlikte, beyin, omurilik gelişimi sonucunda organizmanın isteme bağlı olarak hareketlilik kazanmasıdır. Çocukların yürüme, koşma, atlama, tırmanma, kayma, inme, çıkma, fırlatma, yakalama, sıçrama, zıplama, sürükleme, sallanma gibi eylemlerle sürekli hareket halinde olmaları, onların büyük kas motor gelişimini desteklemekte ve etkilemektedir. Buna karşın, çocukların el ve parmak kaslarının gelişimi olan küçük kasların gelişimi ise daha çok yaşamın birinci yılından sonra hızlanmakta olup, tutma, koparma, kesme, bağlama, çözme, düğmeleme, yoğurma, delme, boyama, dikme, örme ve geçirme gibi etkinliklerin tekrarlanması oranında artmakta ve sonucunda da günlük yaşamda kullanılan birçok becerinin kazanılmasını sağlamaktadır. Bu beceriler ise el-göz koordinasyonunu gerektirmektedir.

3- Çocuğun Duygusal Gelişiminde Oyunun Etkileri: Freud ve Walder gibi Psikoanalitik kuramcılar oyun kavramını çocuğun endişesini hafifletici bir yol olarak göstermişler ve oyunu gerçeğin baskısından, geriliminden ve çatışmalarından kurtulma ve aynı zamanda da, haz verici aktiviteleri tekrarlama ve yasaklanan güdüleri ifade edebilme olarak tanımlamışlardır. Çocuk oyun yoluyla, gerçek yaşamda kendisini rahatsız eden durumları veya diğer kişilerle paylaşamadığı olumsuz duyguları ifade edebilir ve bu olayları sembolik olarak oyununa yansıtabilir. Hetherington ve arkadaşlarının (1979) boşanmış ve normal ailelerden gelen çocuklar üzerinde yaptıkları çalışmada; boşanmış ailelerden gelen çocukların, özellikle boşanmayı takip eden birinci yılda oyunlarında yıkıcı ve agresive davranışlar gösterdiklerini bulmuşlardır. Bu çalışma bize, çocuğun ailede yaşanan olumsuz olaylardan etkilendiğini ve bunu farklı şekillerde oyununa yansıttığını ve oyunun çocuk için bir boşalım yolu olduğunu göstermektedir. Çocuklar oyun yoluyla sadece etkilendiği olayları sergilemekle kalmayıp, aynı zamanda da anlatamadığı kaygılarını dile getirir ve olayı somutlaştırarak kendi istediği bir çözüm yolunu bulmaya çalışırlar. Bu şekilde de kaygılarından kurtulabilirler. Ayrıca çocuk oyun sırasında mutluluk, sevinç, acıma, korku, kaygı, dostluk, düşmanlık, kin, nefret, sevgi, sevmek, sevilmek, güven duyma, bağımlılık, bağımsızlık, ayrılık ölüm gibi birçok duygusal tepkiyi de öğrenebilir. Buna ilaveten oyunda, anne,baba, abla, kardeş, öğretmen, doktor gibi roller üstlenerek insanlar arası duygusal ilişkileri ve tepkileri de öğrenebilir. Çocuk oyun yoluyla duygusal tepkilerini kontrol etmeyi ve denetim altına almayı da öğrenebilir. Ayrıca sosyal oyunlar yoluyla sorumluluklar alabilir, kurallara uyar ve dolayısıyla da kendine güveni artabilir.
4- Oyun çocuğun sosyal gelişimine etkisi: Oyunun çocuğun sosyal gelişimindeki etkileri aşağıdaki şekilde özetlenebilir;
I. Çocuk oyunda üstlendiği ana-baba, kız-erkek çocuk gibi rollerle cinsel kimliğini kazanabilir.
II. Çocuk oyun yoluyla, aile içindeki rolleri üstlenerek ve yaşayarak görevleri, sorumlulukları, davranış biçimlerini ve kişiliklerini öğrenebilir kendine uygun gördüklerini tekrarlayarak, pekiştirebilir.
III. Oyun, çocuğun kendine güven, kendini denetleme, çabuk karar verme, işbirliği yapma, doğruluk ve disiplin gibi kişisel ve toplumsal alışkanlıklar kazanmasında en etkili bir yöntemdir.
IV. Çocuk oyunda çeşitli meslek gruplarının rolleri üstlenerek, o rolün gerekli kurallarını öğrenebilir.
V. Çocuklar oyun oynarken, diğer insanlarla iletişim kurmayı, gözlem, işbirliği yapmayı ve yardımlaşma duygularını geliştirebilir.
VI. Çocuklar oyun yoluyla, teşekkür etme, günaydın, iyi geceler gibi sözel olan veya sırasını bekleme, konuşan birisini dinleme, trafik kurallarına uyma, telefonla konuşma gibi sözel olmayan sosyal kuralları öğrenirler.
VII. Çocuk oyun yoluyla, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, haklı-haksız gibi ahlaki kavramları öğrenebilir.
5- Çocuğun Zihinsel Gelişiminde Oyunun Etkileri: Oyun çocuğun, psikomotor, sosyal ve duygusal gelişimini etkilediği gibi aynı zamanda zihinsel gelişimini de etkilemektedir. Çünkü oyun, çocuğa çevresini araştırma, objeleri tanıma ve problem çözme imkânı sağlamaktadır. Çocuk bu yolla büyüklük, şekil, renk, boyut, ağırlık, hacim, ölçme, sayma, zaman, mekân, uzaklık, uzay gibi pek çok kavramı ve eşleştirme, sınıflandırma, sıralama, analiz, sentez ve problem çözme gibi bir çok zihinsel işlemleri de öğrenebilir.
6- Çocuğun Dil Gelişiminde Oyunun Etkileri: Çocuk oyunlarının bir çoğu dilin kullanımını gerektirir ve çocukların dil gelişimlerini destekleyici niteliktedir. Oyun sırasında çocuk hem kendisini ifade etmek hem de karşısındakini anlamak zorundadır. Özellikle sembolik oyunların dil gelişimdeki rolü çok büyüktür. Çocuk oyunda dili; *Sözlü olarak ifade edilenleri anlama *Yeni sözcükler kazanma *Olaylarda çeşitli zaman (fiil) çekimleri kullanma *Soru sormak ve cevap vermek *Zihinsel değerlendirme *Komut vermek *Sıralama *Hayali durumları ifade edebilme *Duygu ve düşüncelerini anlatma *Problemi çözme *Tahminde bulunma *Bilgileri birbirine aktarma Nesnelerin, araç-gereçlerin adlarını, işlevlerini ve kullanımlarını öğrenme gibi amaçlar için kullanır.

OYUN GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Oyun gelişimini etkileyen faktörler;

1 - Yaş: Çocuğun yaşı, oynanan oyun tipini etkileyen en önemli faktördür. Oyun, dil, zihin, sosyal ve motor gelişim özelliklerinin yansıtıldığı bir aktivitedir. Dolayısıyla oyun, çocuğun yaşına paralel olarak bir değişim ve gelişim göstermektedir. Oyun oynama sürecinde çocuk, sosyal bir birey olarak tek başına oyundan, sosyalize olmuş oyuna doğru bir geçiş sergiler.
2 - Cinsiyet: Kız ve erkek çocukları aynı gelişimsel oyun aşamalarından geçmektedir. Kız ve erkek çocuklarının oyun davranışları arasındaki tek fark, cinsiyetlerine özgü oyun tipini daha fazla tercih etmeleridir. Örnek olarak, kız çocukları daha çok sembolik oyunu, erkek çocukları ise daha çok yapı-inşa oyunlarını tercih etmeleri verilebilir.
3- Sosyo-ekonomik düzey: Çocukların oyunlarının gelişimi, sosyo ekonomik düzeylerinden etkilenmektedir. Oyun, iyi organize edilmiş zengin uyarıcılı çevresel koşullarda normal gelişimini gösterebilir. Aksi tekdirde, çocuğun gelişimine, dolayısıyla da oyunun gelişimine ket vurulmuş olur.
4- Kültür: Çocukların oyunlarını bir önceki kuşaktan taklit yoluyla öğrenmektedirler. Yapılan bazı çalışmalarda çocukların oyunlarında kültürler arası bazı farklılıklar olduğunu göstermiştir. Örneğin; Amerikalı çocukların grup oyunlarını daha çok sevdikleri ve dramatik oyundan sadece küçük yaşlarda hoşlandıkları belirlenirken, Japon çocuklarının dramatik oyundan, Amerikan çocuklarına oranla daha uzun süre hoşlandıkları belirlenmiştir.
5 - Gelişim Düzeyi ve Sağlık: Çocukların oyunları onların gelişimlerine özellikle de zihinsel ve motor gelişimlerine bağlı bulunmaktadır. Doğal olarak motor gelişimi normal olan bir çocuk, özürlü bir çocuğa oranla daha aktif olacaktır. Fakat özürlü çocukların gelişim düzeylerinin yaşıtlarının gelişim düzeylerine uygun olmaması, onların oyun davranışlarına sınırlılık getirmesine karşın; oyun gelişim aşamalarında çok fazla değişikliğe sebep olmayıp, sadece hızında azalmaya neden olmaktadır.
6 - Kitle İletişim Araçları: Çocuklar; televizyon izlemeyi, gazete ve dergi okuma yada sinema ve tiyatro izlemeye tercih etmektedirler. Çocukların televizyon izlemeleri yaşları ilerledikçe artmaktadır, okuldan ve oyundan arta kalan zamanlarının büyük bir bölümünü televizyon karşısında geçirmektedirler. Koprerer (1990) tarafından yapılan çalışmada da çocukların %59’unun tatil günlerinde ve %69’unun da okul dönüşünde televizyon izlemeyi tercih ettikleri belirlenmiştir. Çocuklar için bu denli büyük öneme sahip olan televizyon dolayısıyla çocuğun hem oyun zamanını hem de oyun çeşitlerini etkilemektedir.

Sonuç olarak “Çocukların oyunu oyun değil, onların en ciddi uğraşıdır.”
Montaigne





 

Yorum Yaz